17 Ekim 2011 Pazartesi

Tumor'un Mektubu


Ben geldim Printzesa.Merak etme sadece bu kelimeleri vermeye.Dayanamadım hasretine , kaçtım geldim cehennemimden , cennetine.İnşallah taşınmamışındır yaşadığın yerden.Demir kapının parmaklıklarına sıkıştırıcam bu kelimeleri.Söylemek istediğim herşeyi gözlerine bakarak söylemek isterdim.Keşke de yapabilsem , ama son paragrafta gizli bunun nedeni.Merak edip de son paragrafa gitme n’olur.

Bu yazıyı kızgın bir şekilde okuduğunda “kim bu yaa” diye soracağına eminim.Baban ya da annen de kızacak sana ; ama söyle onlara sana kızmasın , lütfen.Ben sadece masum biriyim , aynı senin gözlerin gibi.Hasta bir genç de diyebilirsin ya da aptal , salak da.Beni tanımadan nasıl ilham kaynağın olabiliyorum dersen eğer , sadece gözlerin. Buraya alışmak için yıllarımı verdim desem yalan olmaz.Telaviv sokaklarına hiç benzemiyor buralar.İsrail ismi geçtiği an gerisini biliyorsundur.Zaten sana bir merhaba demeye bile korktuğum işte neden.Bu dünyada bir İsrailliye kim aşık olur ki , aşık olmayı geç ,  kim arkadaş gözü ile bakabilir ki  söylesene Printzesa ,  hele hele de bir Türk’e gönlünü kaptırırsa ?

Hayalim başarılı bir bilim adamı olmaktı , Albert Einstein , Aaron Klug ,Heinrich Rudolf Hertz gibi.Bunlar benim çok büyük ilham kaynağımdı tâ ki kötü haberi duyana kadar.Müzikle uğraşacağım aklıma bile gelmezdi ; ama insan kendisini paranın içinde değil ; sanatın içinde anlıyor , keşvediyor.Çok garip buluyor olabilirsin ,hele hele de ilham kaynağı da tam olarak tanımadığım bir kıvırcıksa.Belki de tamamen beni garip olarak nitelendirebilirsin , alınmam korkma.Zaten bir sürü arkadaşım , dostum bile böyle dediği için alıştım.Bak Yahudi dostlarım bile bunu bana yapıyor.Bu dünya benim için çok kısa artık Prinzesa , çok kısa.İşte bu yüzden bu sanatla , bu aşkla , bu acıyla uğraşıyorum.Gerçekten sonsuzluk için ideal bir şey ;ama ne yapayım işte benim de tek dostum bu notalar , bu kelimeler ve daha paranın satın alamayacağı tüm bu harfler.5 sene önce babam , geçen sene de annem gitti bir not bile bırakmadan bana.Kedim bile yok artık Printzesa ,ne yapayım söylesene?Bana sakın acıma.Sadece mutlu olmak için acı çekiyorum.Bu hayatta peygamberler bile acı çekmedi mi ? Unutma ki şuan hepsi cennette ,mutlular ...

Kendimi iyi hissetmek için bir sürü yeri gezdim , sağlığımın tekrar bana dönmesi için.Mutlu olmak için , huzur için , hayallerim için.Fransa , Cezayir , Bulgaristan , İtalya ,Fransa , Mısır gibi ülkeler işte.Fotoğraf çektirmedim hiç , istemedim.Kul hakkına girecek ama bunun için para çektim bankadan.Ödemiyeceğimi bildiğim halde yaptım işte böyle eşeklik.Affet beni Tanrım , affet.Bu ülkelerin hepsi çok sıradan geldi bana ; ama tek bir tanesi hariç.O da Lyon’da küçük bir kafetarya idi.Sahibi Bulgar Türkü.Çok duygulandırdı bu beni.Günde en az orada iki-üç bardak sade , zehir gibi kahve içerdim. Arada slow müzik çalıp , söylerdim.Biraz para verirdi bana işte.Sahibinin ismi Ömer’di.Çok iyi bir amcaydı.Kendisi 59 yaşında , hiç evlenmemiş bir yazardı.Tabi evlatlık edinince mecburen bir miktar para kazandıracak mesleğe ihtiyacı vardı ve bu küçük dükkanı açmış.Küçük dediğime bakma aslında.Mekan küçük ama saat öğlen 1’den sonra tıklım tıklım sevgi kokuyor. Çok mutlular ikisi , yani kızıyla farklı kandan olsalar bile.9 Eylül’de vedalaşma vaktiydi Lyon’dan ve gözyaşlarım başlamıştı.Venedik , Kız Kulesi , Özgürlük Heykeli , Paris’in fahişelerle dolu parfüm kokan sokakları hikaye gerçekten Printzesa.Ben hayatı o küçücük kahve içtiğim yerde buldum.Eğer Ömer Amca’ya bir gün uğrarsan eğer , yolun düşerse  dükkanın ismi  -Printzesa- , kızının ismi.Adresini de sen bul uğraş artık.Belki ileride kızın olursa , eğer bir de dükkan açarsan sen de verirsin kızının ismini , sonsuzluk için.İşte bu yüzden bu isimle hitap ediyorum , sonsuzluk için ...

Beynimde çok büyük bir ur varmış.Sevgi , aşk gibi aslında.Çok küçük bir duygu iken , sonra “Devlerin Aşk”ına dönenlerden var ya aynen onun gibi büyümüş beynimde işte.Çare var mı dersen yok kadar az , tekrar ameliyat ,  bir öncekiler gibi acı verici , bir öncekiler kadar anlamsız , etkisiz.Ben hep sabrı mutluluk haline getirdim bu yüzden. Öncelerde en az sizler gibi bir yaşantım vardı acılarım haricinde.Gülebiliyordum , sevebiliyordum , geleceği bile hayal edebiliyordum.Beni bu tekerlekli  dünyaya içimdeki sen getirdi.Suçlamıyorum seni merak etme bakışların değişmesin hemen.Gerisini kendi kafanda canlandır.Şuan bile çok yoruluyorum bu yazıları yazarken.Şunu söylemek gerekirse  4 sene boyunca yanyanaydık ,  aynı lise ; ama sen farkında değildin.Buna da platonik deniliyor galiba.Ben sana bakıyordum , sen bir başkasına. Keşke seni mezuniyet töreninde dansa kaldırsaydım , son kez belki gözlerine dokunurdum.Belki fotoğraf çektirirdik , hani sonsuzlaştırmak için.Aslında yaşadığım tüm bu acıların tek suçlusu kahrolası önyargılarım ve korkularım. Yalnız insan rolüne soyunmayı çok seviyorum , tamamen yalnız.Belki kıyamet sonrası , belki de bir salgın hastalıkta veya normal davranmamı gerektirecek herhangi birinin kalmadığı bir zamanda gerçek kimliğimi saklamaya gerek kalmayacak. Ben Seni –Printzesa- diye bileyim , sen de beni  “Tumor” olarak bil.Yarın belki de son ameliyatıma gireceğim İstanbul’da.İsmail Erdoğan yapacak ameliyatımı.Tekerlekli sandalyemden kaldırıp sedyenin üstünde leş gibi kokan o ameliyathaneye sokacak , galiba sonra da morg.Hoşçakal Prinzesa Bu yazıyı yokolana kadar saklamanı istiyorum. Benim elveda deme şeklim de bu işte Printzesa.He bu arada saçların düzken de çok güzelmişsin ...

Ben ölümlüyüm ; ama çiçekler sonsuza kadar yaşamalılar.
                                                                                                       Tumor

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder